Dördüncü Osman

28 Mayıs 2010 Cuma

Anadolu'da Olimpiyat Rüzgarı Esiyor

Anadolu'da olimpiyat rüzgârı esiyor

Türkçe Öğretimi Derneği (TÜRKÇEDER) tarafından bu yıl 8.'si düzenlenen Uluslararası Türkçe Olimpiyatları kapsamında 120 ülkeden Türkiye'ye gelen 750 öğrenci yurdun dört bir yanında sevgi rüzgârları estiriyor.

Gittikleri her yerde büyük bir coşkuyla karşılanan öğrenciler, düzgün Türkçeleri ve Türk kültürünü yansıtan sıcak diyaloglarıyla da insanları kendilerine hayran bırakıyor.

Olimpiyatlar kapsamında dün Trabzon'a gelen 22 ülkeden 56 öğrenci de ziyaret ve gezilerini sürdürüyor. Öğrenciler, bugün gruplar halinde ildeki kamu ve sivil toplum kuruluşlarını ziyaret etti.

Trabzon Valisi Dr. Recep Kızılcık da konuk öğrencilerden bir grubu makamında kabul etti. Dünyanın değişik ülkesinden gelen öğrencileri Türkçe seslenerek karşılayan Vali Kızılcık, konuk öğrencilerle Türkçe iletişim kurmaktan duyduğu memnuniyeti dile getirdi.

Dünyanın dört bir yanındaki Türk okullarının Türkçe öğretimi açısından son derece büyük hizmetler ettiğini gördüğünü ve onlarla da gurur duyduğunu ifade eden Kızılcık, öğrencilere şunları söyledi:

"Bizim temel hedefimiz, sizlerin bir birey olarak oralarda bilimin ışığında aydınlanıp tüm insanları, insanlığın değerlerine hoşgörülü ve sevgi ile yaklaşarak mutlu bir şekilde dünya insanını yaşamasına katkı sağlamak. Sizleri Trabzon Valisi olarak Türkiye Cumhuriyeti devletinin bir valisi olarak burada ağırlamaktan ve sizlerle Türkçe konuşuyor olmaktan gurur duyuyorum. İnşallah sizlerle daha huzurlu, daha mutlu, daha barışçıl ve sevginin hakim olduğu bir dünyayı hep beraber kurmuş olacağız."

Mozambikli Bangaina Jose'nin söylediği Sivasın Yolları şarkısına alkışlarla eşlik eden Vali Kızılcık, öğrencilere çeşitli hediyeler verdi.

Trabzon Cumhuriyet Başsavcısı Gökhan Karaburun da öğrencilerden bir başka grubu makamında kabul etti.

Karaburun, öğrencilerle teker teker tanışırken, Gürcistanlı Vano Duvalisvili'ye hangi takımı tuttuğunu sordu. Duvalisvili'nin 'Kara kartal abi' cevabı ise gülüşmelere neden oldu. Öğrenciler daha sonra Karaburun'un isteği üzerine Türkçe şarkılar seslendirerek yetenekleri sergiledi.

Başsavcı Karaburun, 21 yüzyılın kültürlerin mücadelesinin olduğu bir yüzyıl olduğunu belirterek, "Bu anlamda sizlere teşekkür ediyorum. Bu gençlere kültürümüzü öğretiyorsunuz, bunu teşvik ediyorsunuz. Hakikaten çok mutlu oldum, gurur duydum." dedi.

Olimpiyatları kapsamında Trabzon'a gelen 22 ülkeden 52 öğrenciden oluşan Turne Grubu, bu akşam (28 Mayıs) Akçaabat Fatih Stadı'nda gösteri yapacak.

CİHAN

8.Uluslarası Türkçe Olimpiyatları 2010

22 Mayıs 2010 Cumartesi

8.Uluslarası Türkçe Olimpiyatları Tanıtım Filmi

Türkçe Olimpiyatları her sene olduğu gibi bu senede büyük ihtişamıyla bizlerle bulaşacak.Nice emeğin,gayretin verdiği sonuca hep birlikte şahit olacağız...
Dünyanın çeşitli yerlerinde güzel Türkçe'mizin konuşulduğunu duymak,bir Afrikalıdan bir İngilizden bir Avusturalyalıdan kültürümüzün esintilerini görmek gerçekten gurur verici bir olay...Bu organizasyonun dahada gelişerek devam etmesi büyük temennimiz....
8.Türkçe Olimpiyatlarının tanıtım filmi bir kez daha bu organizasyonun güzelliğini gösteriyor...

8.ULUSLARASI TÜRKÇE OLİMPİYATLARI TANITIM FİLMİ




Ön İzleme Resimleri;

Resim

8.Uluslarası Türkçe Olimpiyatları 2010

Türkçe Olimpiyatları Tarihe Altın Harflerle Yazılacak

Resim

Türkçe Olimpiyatları tarihe altın harflerle yazılacak

Dünya çocuklarını sevgi dili Türkçe etrafında buluşturan Uluslararası Türkçe Olimpiyatları'na 4 gün kaldı. Bu yıl sekizincisi düzenlenen yarışmaya, 120 ülkeden 750 öğrenci ile 300 öğretmen katılacak.

26 Mayıs'ta Dolmabahçe Sarayı'nda gerçekleştirilecek görkemli bir açılış töreni ile başlayacak olan olimpiyatlar, 10 Haziran'da sona erecek.

Resim

Organizasyonun tanıtımı için Ankara Rixos Otel'de yapılan basın toplantısında konuşan Türk Dil Kurumu (TDK) Başkanı Prof. Dr. Şükrü Haluk Akalın, Türkçenin artık evrensel bir dil olduğunu söyledi. Olimpiyatların tarihe altın harflerle yazılacak bir destan olduğunu vurgulayan Akalın, dünyanın 46 ülkesinde Türkçenin en az bir ortaöğretim kurumunda yabancı dil olarak, 24 ülkede Türkoloji araştırma merkezlerinde, 9 ülkede ise Türkçe öğretim yapan üniversitede okutulduğu bilgisini verdi. Birleşmiş Milletler'e kayıtlı 192 ülke olduğunu, Türkçenin bu ülkelerin 4'te 3'ünde öğretildiğini anlatan TDK Başkanı, çok yakın gelecekte dünyada Türkçe konuşan nüfusun önemli oranda artacağını kaydetti. Akalın, Türkçenin evrensel bir dil olmasında yurtdışındaki Türk okullarının büyük katkı sağladığının altını çizdi.

Türkçe Öğretimi Derneği tarafından düzenlenen olimpiyat etkinlikleri bu yıl 14 büyükşehirde yapılacak. Bayram havası, Ankara ve İstanbul'un yanı sıra Trabzon, Samsun, Bursa, Malatya, Konya, Kayseri, İzmir, Erzurum, Gaziantep, Antalya, Manisa, Kahramanmaraş'ta yapılacak etkinlikler ile Türkiye geneline yayılacak. Dolmabahçe'deki açılış töreninin sunuculuğunu ünlü sunucu ve oyuncu Kadir Çöpdemir yapacak. Bu sene ilk kez gerçekleştirilen halkoyunları finalini ise ünlü türkücü Orhan Hakalmaz sunacak. 31 Mayıs'ta Bursa'da halkoyunları finali, 1 Haziran'da İstanbul'da şarkı finali, 3 Haziran'da Konya'da şiir finali yapılacak. Ödül töreni, 5 Haziran'da Ankara Arena Spor Salonu'nda gerçekleşecek. Ödül töreninde, olimpiyatlarda her yıl verilen 'özel ödül'lerden Atatürk Türk Dili Ödülü bu yıl İspanya Başbakanı ve Medeniyetler İttifakı Eşbaşkanı Jose Luis Rodriguez Zapatero adına Ankara Büyükelçisi Joan Clos Matheu'ya verilecek.

ZAMAN

21 Mayıs 2010 Cuma

Türkçe Olimpiyatları'na "En İyi Organizasyon"Ödülü

Bu yıl 8.si düzenlenecek Uluslararası Türkçe Olimpiyatları, 'En iyi çocuk organizasyonu' ödülüne layık görüldü.

Çocuk duyarlılığı konusunda kamuoyu oluşturmak amacıyla kurulan Çocuk Markaları Derneği (Children's Brands Academy-CBA), çocuklara hizmet veren markaların en iyilerini ödüllendirdi. Çocuklarla ilgili hizmet veren tüm kurum ve kuruluşların CBA bünyesinde oluşturduğu komisyonda yapılan değerlendirmede hazır giyimden televizyon yayıncılığına, yazılı basından gıdaya, en iyi sosyal sorumluluk projesinden en iyi mesaj veren bankaya kadar 24 dalda 'en iyiler' belirlendi. Buna göre 'En iyi çocuk organizasyonu' ödülünü Uluslararası Türkçe Olimpiyatları almaya hak kazandı. En iyi çocuk hazır giyim markası LC Waikiki, en iyi çocuk internet eğitim programı TTNet Vitamin olurken en iyi çocuk kanalı TRT Çocuk, en iyi çocuk hastanesi Medical Park seçildi.

26 Mayıs ile 10 Haziran tarihleri arasında gerçekleştirilecek 8. Uluslararası Türkçe Olimpiyatları'na bu yıl 120 ülkeden 750 öğrenci katılacak.

ZAMAN / İ.Asalioğl

8.Uluslarası Türkçe Olimpiyatları 2010

Türkçe Olimpiyatları Dergisi Okuyucuyla Buluşuyor

Mersin'in Erdemli ilçesi Sıraç köyünde yaşayan Mehmet ve Raziye Gülbay çifti, Senegal'e gönderdikleri oğulları Erol'u bir yıldır görmemişlerdi.

Erol öğretmen, Senegal'den üç siyahi öğrencisiyle Türkiye'ye gelmiştir ama ailesinin yanına, Erdemli'ye kadar gidecek vakti yoktur. Öğrencileri Kayseri'de yapılacak olimpiyat finallerine katılacak; o da öğrencilerini bırakıp gidemeyecektir. Yürümekte zorluk çeken kanser hastası babası ve yaşlı annesi köylerinden kalkıp oğullarını görmek için Kayseri'ye gelirler. Bir yıldır görmedikleri oğullarıyla otogarda sadece iki saat görüşür ve ayrılırlar. Erol öğretmenin yanında getirdiği esmer çocuklar, "Nasılsınız, iyi misiniz?" diye, öğretmenlerinin yaşlı anne-babasının elini öperler... O iki yaşlı insan, bu hale şaşar kalır... Uzak bir gurbete gönderdikleri oğullarının evine bile gelememesine mi üzülsünler, yoksa o uzak ülkeden gelen sevimli esmer çocukların Türkçe konuşarak ellerini öpmesine mi sevinsinler, bilemezler... Sevinçle hüznün iç içe geçtiği bu yürek burkucu öykü, bugünlerde yavaş yavaş haberlerini duymaya başladığımız Türkçe Olimpiyatları'nın ilk sayısı yayımlanan dergisinde geçiyor.

Bu yıl 8.si gerçekleştirilecek olan Uluslararası Türkçe Olimpiyatları, etkinliklerin daha geniş kitlelere tanıtılması amacıyla bir dergi yayımladı. İlk sayısı bugün bayilerde olan dergide, olimpiyatların dünden bugüne tarihi, dünyanın yaklaşık 120 ülkesinde eğitim gönüllüsü olarak çalışan öğretmenlerin hikâyeleri ve Türkçenin dünyada yayılma alanını her geçen gün genişletmesi işleniyor. Arnavutluk iç savaşı sırasında öğretmenlerin bütün tehlikelere rağmen okulu terk etmeyişleri, unutulmaz bir fedakarlık destanı olarak hafızalardaki yerini koruyor. Dergide yer alan bu ve benzer pek çok olay, Türkçe sevdalısı öğretmenlerin olimpiyatları bugün herkesin gurur duyduğu bir seviyeye nasıl getirdiklerini gözler önüne seriyor. Farklı görüşlerden yazar, düşünür ve sanatçılar da olimpiyatlar ve Türk okulları hakkındaki değerlendirmelerinde hep bu başarının kahramanları olarak öğretmenleri selamlıyor.
Türkçe Olimpiyatları Tertip Komitesi Başkanı Prof. Dr. Mehmet Sağlam, kendisiyle yapılan röportajda, 17 ülke ile başlayıp bugün 120 ülkeye ulaşan olimpiyat organizasyonunu anlatıyor. Türk Dil Kurumu Başkanı Prof. Dr. Şükrü Haluk Akalın ise olimpiyatların Türkçenin yaygınlaşması açısından ifa ettiği görevi ortaya koyuyor. Edebiyat, sinema, müzik, reklam ve gösteri dünyasından çok sayıda ünlü isim de yaptıkları değerlendirmede, Türkçe Olimpiyatları'nın Türkiye'nin dünyadaki en büyük markası olduğu görüşünde birleşiyor. Fatih Kısaparmak, Serdar Ortaç, Mehmet Ali Birand, Oktay Kaynarca, Hakan Şükür, Deniz Arcak gibi ünlüler, kendileriyle yapılan röportajlarda Türkçe Olimpiyatları'na dair izlenimlerini aktarıyor. Prof. Dr. Naci Bostancı, Prof. Dr. Kemal Karpat, Ahmet Turan Alkan ve Dr. M. Ali Kılıçbay ise dergiye Türk okulları ve olimpiyatlarla ilgili değerlendirmelerini içeren birer makale ile katkıda bulunuyor. Prof. Dr. Karpat'ın bir cümlesi, pek çok şeyi anlatmaya yetiyor: "Bu okulları daha yakından tanımak ve takdir etmek, her Türk'ün vazifesidir. Gerçekten bu okullar kuruluş ve Türkiye'nin dışarıya açılması ve tanıtılması bakımından iftihar edilecek bir seviyededir."

ZAMAN

Türkçeyi Nasıl Öğretiyorlar?

Sedat Gülmez

Yaklaşık 20 yıldır dünyanın farklı coğrafyalarında hizmet veren Türk okulları, Türkçeye samimiyet, saygı, vefa ve sevgi gibi anlamlar yüklenmesini sağladı. Peki, hâlihazırda devam eden süreç bu noktaya nasıl ulaştı?

‘Türkçeyi nasıl öğretiyorlar?”, yurt dışındaki Türk okullarıyla alakalı şimdiye kadar ortaya atılan binlerce sualden sadece biri. Üstelik cevabı çok çetrefilli değil. İşini sevme, bulunduğu ülkenin hassasiyetlerini gözetme, öğrencilerle diyaloğu yüksek tutma ve tabii çok çalışma… Fakat zikredilenler, izahta ne kadar başarılı?

Bugün dünya genelinde eğitimcilerin çoğu, ‘Dil öğrenmek mi yoksa öğretmek mi daha zor?’ ikileminden çıkamadı. Meseleyi netleştirme adına yeni sorular üretelim: Türkiye’de mi yoksa İngiltere’de mi İngilizce öğrenmek daha kolay? Pratik ihtimali yönüyle İngiltere daha cazip. Ya öğretme? Eğitimci hangisinde daha rahat çalışır? Birinci şık burada da ön plana çıkıyor. Demek ki farklı bir coğrafyada dil öğretilirken zorlanılıyor. İngilizcenin yaygınlığına rağmen durum böyleyken diğerleri için sürecin karışıklığını fark etmek hiç de zor değil.

İrdelemeyi Türkçeyle sürdürürsek… 1990’ların başı hatta 2000’e kadar uluslararası düzeydeki etkinliği neydi? Oysa Soğuk Savaş döneminde “Adriyatik’ten Çin Seddi’ne” söylemiyle gücünün genişliğine atıf yapılırdı. Yüz milyonlarca insanın konuştuğu canlı bir Türkçeden bahsedilirdi. Sovyetler’in yıkılması temenni edilir, Orta Asya’daki “dini, ırkı ve dili bir” kardeşlerle buluşulacak günlerin hayali kurulurdu. Fakat Sovyetler’in dağılması pembe hülyaları gerçeğe dönüştürmediği gibi acı bir hakikati de yüzlere çarptı. Kendi aralarında dahi Rusça haricinde anlaşmaları güç bir Türkî Cumhuriyetler vardı, karşıda. İçtenlik ve samimiyet yüksekti ama insanlar birbirini anla(ya)mıyordu. Kısacası Türkiye Türkçesi, anavatanında “yabancı dil” pozisyonundaydı. Sıkıntıyı ilk fark eden ve yaşayanlar, arkasında gönül ehli müteşebbislerin desteği okul açma gayesiyle Orta Asya’ya gelen öğretmenlerdi.

Binalar tutuluyor, onarılıyor, sınıflar hazırlanıyor, öğrenciler bulunuyor, öğretmen derse giriyor ancak talebelerle hoca anlaşamıyordu. Materyal de eksik kaldığından devreye jest ve mimikler giriyor, çat pat diyaloglar kuruluyordu. Tabii selefler, haleflerinin de aynı sıkıntılara girmemesi için not defterlerine buldukları çözümleri yazıyor ve yeni gelenlerin eline “Bunlara dikkat et!” uyarısıyla veriyordu. Böylece Mehmet Müjde gibi acemiler de yeni problemlerle karşılaşmadan sisteme giriyordu: “90’ların ikinci yarısında Başkurdistan’a gitmiştim. Benden önce birilerinin gelmesinin nimetlerinden faydalandım tabii. Yine de nasıl anlatacağım heyecanı vardı. Sonra Türkçe bilen bir öğrenciyi yanıma alıp girdim sınıfa. O an öyle rahatlamıştım ki istediklerimi söyleyebildim ve heyecanım azaldı.” Önceleri basit kelime, cümle ve gündelik dil egzersizleri yapılıyordu. Yetmiyor, yatılı eğitim fırsata dönüştürülüp her an öğrencilerle geçiriliyor, böylece dil eğitimi sınıf dışına taşıyordu

Sabah Pirinç,Öğle Pirinç,Akşam Pirinç

Tabii bir yandan da okul sayısı artıyordu. Bu yükselen tempo ve sistemli hareket demekti. Öğretmen açığı pek yaşanmıyordu ama materyal sıkıntısı kendini hissettiriyordu. Artık sağa sola alınan notlardan ziyade düzenli hazırlanmış kaynaklar gerekiyordu. İhtiyaç, yabancılara Türkçe öğretim setleri hazırlayan bugünkü Dil Set Yayınları’nın ilk şeklini doğurdu. Öğretmeler Türkiye’ye geliyor, bulundukları ülkelerin kültürünü, sosyal yapısını, ekonomik durumunu, insan ilişkilerini anlatıyor, eserlerde söz konusu inceliklere dikkat ediliyordu. Yoksa Kasım Aksoy’un Madagaskar’da yaşadıkları gibi mahcubiyete kapı aralayan durumlarla karşılaşılabilirdi: “Bir gün kahvaltıyı anlatıyorum sınıfta. Kültürümüze göre zeytin, reçel, bal sıralıyorum. Öğrencilerden biri gülerek ‘Öğretmenim bu kadar şeyi kahvaltıda mı yiyorsunuz?’ sorusunu yöneltti. Evet, deyince ‘Bizde sabah pirinç, öğle pirinç, akşam pirinç…’ demesin mi? O an çok utanmıştım.”

Tam işler rayına oturuyor derken ilk günler cılız kalan ancak okul sayısı arttıkça yayılan ve zihinleri karıştırmaya açık yeni problemler belirdi. Meselenin samimiyetine inananların yanında “Amaçları neydi?”, “Matematik, fen bilimleri, İngilizce tamam; Türkçe ne alaka?” “Türkçülük için mi geldiler?” veya “Müslümanlık propagandası mı yapmaya çalışıyorsunuz?” minvalinde korkuya kapılan –ki söz konusu hislerin oluşmasında Türkiye’den kimi mihrakların mesnetsiz karalama kampanyalarının da etkisi büyüktü– kişiler beliriyordu. İngilizce, matematik, fen ve sosyal bilimler hususunda gerekli izahatlar yüreklere su serpiyordu ama Türkçe dersi ve öğretmenleri daha çetin imtihanlara maruz kalıyordu.

Nihayet “dilciler” engelleri aşmayı “dili” kullanmada buldu. Başta Türkçe öğretmenleri tüm eğitimciler, artık mevzuyu öğrencilerin gönlünden velilerin ve toplumun gönlüne yaymaya niyetlendi. Öğrencilerle klasik hoca-öğrenci diyaloğunun ötesinde bir iletişim kanalı kuruluyordu. Fikriyat bu yönde evrildikçe sınıflarda Türkçe öğretme ve öğrenme süreci kolaylaşıyordu. Artık öğrenciler “Bir dil bir insan!” mantığıyla Türkçenin gelecekte kendilerine açacağı kapıları hayal ediyordu. Çocuklar anne babalarıyla öğretmenleri arasında tercümanlık yapabilecek seviyeye geldikçe ebeveynlerin memnuniyeti artıyordu.

Zamanla başta matematik olmak üzere diğer derslerde alınan ulusal ve uluslararası başarılar okulların prestijini artırdı. Artık üst düzey devlet yöneticileri dahi çocuklarını veya yakınlarını buralarda okutmayı arzuluyordu. Talepler artıyor, sınırlı kontenjan yüzünden sınavlar açılıyor, önce yüzlerce ardından binlerce aday kazanabilmek için ter döküyordu. Yer yer torpil teklifleri bile alınıyordu. Gelişmeler, aleyhte propagandaları boşa çıkarıyordu.

İlerleyen dönemlerde farklı yarışmalarla kaynaşmalar artıyordu. Ulusal düzeydeki Türkçe yarışmaları da bunlardan biriydi. Başta Orta Asya olmak üzere imkânı el veren coğrafyalarda okullar kendi aralarında dil öğretimi temelinde yarışıyor, birinciler onore ediliyordu. Benimsendikçe yaygınlığı artan Türkçe maratonlarının uluslararası düzeye taşınması gündeme gelince de değişik bir coşku başlıyordu. Tahmin edilenden büyük rağbet görünce de heyecan artıyor, yeni yarışma dalları oluşturuluyordu.

Nihayet Türkçe Olimpiyatları ismini alan organizasyon dile dönük ilgiyi artırıyor, bu da Türkçe öğretmenlerinin işini kolaylaştırıyordu. Öğrenciler önlerindeki Türkiye’ye gitme ve madalya ile dönme ihtimalini değerlendirebilmek gayesiyle Türkçeye ayırdıkları vakti artırıyordu. M. Azad Boztaş gibi öğretmenler de talebelerini ikna için olimpiyat kozunu iyi kullanıyordu: “Tanzanya gibi beyaz adamın kötü olduğunu düşünen bir ülkedesiniz ve beyazsınız. O insanlar size güvenip çocuklarını emanet ediyor ve Türkiye’ye gönderiyor. Evvela bu değinilmesi gereken bir husus. Sonra öğrencilerde yer yer çekinceler var, bunu aşmanız lazım. Ancak katıldığımız bir olimpiyattan sonra ülkeye gümüş madalya getirmemiz işimizi kolaylaştırdı. Ödül alan Hashim Hilal Bhoki isimli öğrencimiz diğerlerine örnek teşkil etti. Artık diğerleri de olimpiyat gayesiyle Türkçeye daha fazla ilgi gösteriyor.”

Gelinen aşamada Türkçe önündeki engeller azaldı denilebilir. İlk anda Orta Asya’da Rusça, Afrika’da İngilizce karşısındaki eziklik zamanla değişiyor. Hatta yarış yer yer atbaşı gidiyor. Tabii Avrupa ve Amerika için diğerlerine nazaran aşılması gereken hususlar var. Çünkü her yeni ulaşılan memlekette daha öncekilerde karşılaşılan problem süreci neredeyse aynı suale kilitleniyor: “Niye Türkçe öğreneceğim?” Lakin şu rahatlıkla söylenebilir ki şimdiye kadar elde edilen tecrübe engelleri daha kısa sürede aşmada büyük getiri sağlıyor.

Aslında süreci daha iyi anlayabilmek için Türkçe öğretmenlerinin tecrübeleri iyi misaller veriyor. Her şeyden önce bu insanların sevdiklerinden ayrılıp vatanlarından uzak bir coğrafyaya gitmesi ve bunu yaparken de şahsi anlamda büyük idealler hülyasıyla yola çıkması ne kadar çok dillendirilse de tekrar tekrar dikkatle incelenmeli. Çünkü onlar sadece “Yapılması gereken bir iş için bana ihtiyaç var!” düşüncesiyle yola çıktı. Yoksa 2000’den bu yana Arnavutluk’ta bulunan Adem Çalışkan, ebeveyninden iki yıllık izin alıp yola çıkmasına rağmen 5 senedir Bangladeş’te hizmet veren Ahmet Makan, Kamboçya derken Avustralya gibi Türkiye’ye binlerce kilometre uzakta alın teri döken Serap Şahin, yeni dünya Amerika’da koşturan Oğuzhan Aras ve ismini Japonya’nın başkenti Tokyo ile karıştırdığı Togo’dan sonra Nijer’de karar kılan Hakan Yanar, büyük planlamalarla hareket etmiş değil. Ama hepsinin dinlenilesi hikâyesi var. Türkçeye dair de anlatacakları…

Evvela ortak noktalardan gidersek hepsi gramer ağırlıklı bir dil öğretiminden ziyade, konuşmaya dayalı bir sistemi benimsemiş. Böylece daha kısa sürede verim almış. Aras Oğuzhan bu yolla öğrencilerin ilgisini canlı tutmaya çalışanlardan: “Türkçe, Avrupa dillerinden birini konuşan bir öğrenci için orta derecede zor bir dil. Çok kolay değil. İlk derslerimde özellikle İngilizce ile Türkçe arasındaki farklara işaretle ilgilerini çekmeye gayret ettim. Kelimelerin yazıldığı gibi okunması onlara orijinal geliyor. Çoğunlukla gramerde, kelimelerin sonuna ek gelmesinde zorlanıyorlar. Konuşma ise daha kolay geliyor. Tersi de var tabii… Grameri anlayan konuşmada zorlanabiliyor. Ama pratiğe, okul dışı aktivitelerimizde Türkçe konuşmaya bilhassa ağırlık verdik.”

2005’ten bu yana Amerika’da bulunan Oğuzhan, öğretmen-öğrenci diyaloğunun Türkiye’ye nazaran daha soğuk yaşandığı bir ülkede samimiyet havasını ders dışı faaliyetlerde yakalamış. Çay sohbetleri, yakındaki Türk aileleri ziyaret ve oralarda Türk mutfağı tanıtımı Türkçe derslerine ilgiyi artırmış. “Ne işime yarayacak?” ön yargısını kırmak için de kendince görsel malzemeler eşliğindeki sunumlarla yol almaya uğraşmış. Yine yaşadıkları ortamla Türk kültürü arasındaki farklılıklara değinmek de Aras Hoca’nın başvurduğu metotlardan. Şimdiye kadar 300 civarında ortaokul ve lise çağı öğrenciye ders veren Oğuzhan’a göre söz konusu Türkçe ise öğretmenler vitrin gibi algılanıyor, bu sebeple attıkları her adımın olumlu veya olumsuz getirisini hesaplamaları gerekiyor.

Avustralya’da ise Serap Şahin, Türkçeyi öğrencilerine sevdirmeye çalışıyor. Ancak onun için ilk göz ağrısı Kamboçya’nın yeri farklı. Belki de bu yüzden Avustralya’dan ziyade Khmer ülkesindeki tecrübelerini anlatıyor. Bir defa görev yaptığı yıllarda ülkenin konjonktürü gereği Türkçeye pek rağbet yoktur. Her ne kadar Serap Hoca istemese de anlaşma için yer yer İngilizce kullanmak zorunda kalırlar. Khmer öğrenciler bilhassa telaffuzda zorlanır: “Sınav kâğıtlarını okumak ayrı bir eğlenceydi. Şimdi yabancı bir ülkede Türkçe öğrenen kızımın aynı hataları yatığını görüyorum ve tebessüm ediyorum.”

Çoğu ülkedeki gibi Şahin’in de öğrencileri Türkçeye tam manasıyla ısınamadığından ve işlerine yaramayacağı inancıyla derse ilgi göstermez. Ama öğretmenleri 10 maddelik “Niçin?” çizelgesi çıkartınca bazı değişimler yaşanır. Kamboçya’da farklı alfabe ve gramer sebebiyle Türkçenin zorluğu sürekli dillendirilse de zamanla Türkçe Olimpiyatları’na katılabilecek düzeye gelirler. Ancak Serap Hoca o günleri göremeden kendini Avustralya’da bulur. Hâlâ Khmer öğrencileriyle görüşüyor. Mesela gözbebeğim dediği Chim Chan Daro hâlihazırda ODTÜ’de okuyor. Şimdiye kadar Kamboçya ve Avustralya’da 500’den fazla talebeye ders veren Serap Şahin, iki ülke görmenin avantajıyla derslerine devam ediyor.

Artık Bangladeşli sayılabilecek Ahmet Makan ise öğrencilerin konuşmasından ve Türkçeye yatkınlığından memnun: “İlk önce, dilimizin zor olmadığını hissettirmemiz ve sabırlı olmamız gerekiyordu. Gelinen noktada iyiyiz. Tabii hâlâ kimi talebelerimiz ‘muz’ yerine ‘muc’ demeye devam etse de…” Bangladeş’te çekilen sıkıntılar diğer ülkelerdekiyle aynı. Fakat Türkçe Olimpiyatları’nın artıları kadar iki ülke arasında son yıllarda artan ilişkiler de Ahmet Hoca ve meslektaşlarına kolaylık sağlıyor.

Bangladeş’ten batıya, Balkanlar’daki Arnavutluk’a uzandığımızda, nispeten daha rahat öğretmenlik süreci karşılıyor bizi. Adem Çalışkan, “İki ülke arasındaki kültürel bağ işimizi kolaylaştırdı diyebilirim. Bir de beden dilini çok kullanırım derslerde. Öğreteceğim kelimeye dair üzerimde resim taşırım ve sınıfa öyle girerim. Öğrencilerin hoşuna gidiyor bu. Sözlük kullanırım yer yer. Ama esas azim ve sabır önemli.” diyor.

Arnavutluk’ta öğrencilerin zamanla fark ettiği nokta, öğretmenlerinin ısrarla “Bir gün bu dil işinize yarayacak.” tavsiyelerinin gerçeğe dönüşmesi. İki ülke arasındaki ticari ilişkiler geliştikçe, Türk şirketleri burada yatırım yaptıkça, Türkçe bilen insan ihtiyacı ortaya çıkıyor ve devreye Türk okulu mezunları giriyor. Üstelik 4 bine yakın ortak kelime, süreci zorluktan kolaylığa çeviriyor. Bugün Arnavutluk’ta Türk okullarından mezun olup Türkçe dersi veren öğretmenler var. Hocalarıyla yan yana sınıflarda derse girip Türkçe öğretiyorlar.

Aynı durum Kırgızistan için de geçerli. Başkurdistan’dan sonra geldiği bu ülkede görevine devam eden Mehmet Müjde, şimdiye kadar bahsettiğimiz öğretmenler arasında Türkçe hususunda en az zorlanan isim denilse yeridir. Çünkü bulunduğu memlekette Türk okulları 20 yıla yakın zamandır hizmet veriyor ve artık bırakın okulları toplumun herhangi bir kesiminde çat pat düzeyle sınırlı kalsa da Türkçe bilmeyen yok gibi.

Tabii Madagaskar’da Kasım Aksoy ve Tanzanya’dan Mısır’a geçen M. Azad Boztaş da Müjde gibi Türkçe adına rahat bir ortamın tesisi için hayaller kuruyor. Bu uğurda yüzlerce ülkedeki binlerce meslektaşı gibi aynı aşk ve heyecanla derslere girip talebelerine “Merhaba!” demeyi sürdürüyor…

DilSet Yayınları Yayın Yönetmeni Tuncay Öztürk: Devletin Türkçe öğretimi ile ilgili politikası bir an önce netleşmeli

Türkçe öğretimi için atılması gereken başka adımlar var mı? Bu sorunun cevabını DilSet Yayın Yönetmeni Tuncay Öztürk veriyor: “Üniversitelerimizde, yabancılara Türkçe öğretimi için lisans düzeyinde öğretmen yetiştiren bölüm yok. Tabiatıyla öğretmen yelpazesi genişliyor. Sınıf öğretmenliği, Türk dili ve edebiyatı, Türkçe öğretmenliği ve hatta İngilizce mezunları ders vermek zorunda kalıyor. Kendi alanları olmadığından yoğunlaşmaları zor oluyor, müdahale edilmezse yer yer birikim ve eğitim eksikliğinden yanlış metotlarla ders vermeye kalkıyor. Oysa Avrupa’da çoğu ülke yabancılara dil öğretimiyle ilgili öğretmen yetiştiren yüzlerce üniversiteye sahip. Bizdeyse yurt dışındaki Türk çocukları için müfredat mevcut ama yabancılar adına yok.

Sonra yüksek lisans ve doktora öğrencilerine yol gösterecek öğretim görevlisi sayısı yetersiz. İngilizce, Almanca ve Fransızca gibi başka lisanlardan gelenler var.

Yine bazı temel kaynak eserlere ihtiyaç var. Konuşma Dilinin Sıklık Sözlüğü, Yabancılara Dil Bilgisi Öğretimi ve Yabancılar İçin Türkçe Sözlük gibi. Bırakın bunları Türkiye’de yabancılara Türkçe öğreten eğitmenlerin kendilerini geliştirecekleri, yeni dil öğretim metotlarını öğrenecekleri ya da karşılaştıkları zorlukları anlatacakları devlet destekli hizmet içi eğitim kurumları bulunmuyor. Kulaktan dolma bilgilerle ya da kendi geliştirdikleri metotlarla Türkçe öğretmeye çalışıyorlar.

Kısacası, devletin Türkçe öğretimi ile ilgili politikası bir an önce netleşmeli. Mesela, Japonya gibi bazı ülkeler, başka milletlerin kendi dillerini ve kültürlerini öğrenmeleri için özendirici burslar ve başka imkânlar sunuyor. Amerikalılar İngilizce TOEFL sınavındaki başarıya göre üniversitelerde burs ve barınma imkânı sağlıyor. Bunlar dikkate alınmalı.”

Dil Set, 120 ülkede okutuluyor

Türk okulları, Türkçe dersi için materyal ihtiyacını da beraberinde getirdi. Bu amaçla bazı komisyonlar oluşturuldu. Bugün Dil Set Yayınları diye bilinen kuruluş, o dönemki komisyonların sistemleşmiş hâli. 2000 yılı itibariyle tüm boyutlarıyla yabancılara Türkçe yayınlar hazırlayan bir yayınevi hâline gelen Dil Set’in eserleri şimdilerde 120 ülkede okutuluyor. Üstelik yayınlar sadece ders kitabıyla sınırlı değil. Çalışma, öğretmen, dil bilgisi kitabı, anahtar ve okuma kitaplarıyla posterler, VCD’ler, etkileşimli CD’ler ve web sitesi destekli Türkçe öğretimi takip ediliyor. Yine hazırlanan setler 5 yılda bir ihtiyaçlar çerçevesinde revize ediliyor veya hükmünü doldurduğundan basımı sonlandırılıyor.

Yayınevinin hazırladığı setler ise şöyle:

Ebru: Haftalık ortalama 3 ders saati gören 13-18 yaş aralığı ilk ve ortaöğretim öğrencilerine…

Gökkuşağı: 8 ders saati için 13 ila 18 yaş ilk ve ortaöğretime…

Samanyolu: 3 ders saati alan 9-13 yaş aralığı ilköğretimlere…

Ana Dilim Türkçe Öğretim Seti: Yurt dışında bulunan 10-18 yaş ana dili Türkçe ilk ve ortaöğretimlere…

Bu kaynakları hazırlayan ekip, fiilen yabancılara Türkçe öğreten eğitmenlerden müteşekkil. Sıkıntıları bildiklerinden öğretmenlerin işini kolaylaştırıcı etkilerde bulunabilmekteler. Mesela, Ebru Seti, Afrika’daki öğretmenlerin talebi üzerine hazırlanmış. Nihai düzeltmeleri de Türkiye’deki editörler gerçekleştirmekte. DilSet, hâlihazırda farklı ülkelerden 30 civarında yazarla çalışarak hazırladığı setleri 100 parçada toplamayı başarmış durumda.

Ekipmanlar arasında öğretmenlere dönük kaynaklar da var. Pratik Türkçe Öğretim Teknikleri, Türkçe Öğretiminde Çoklu Zekâ Uygulamaları, 7-9 Yaş Grubu İlköğretim Öğrencilerine Türkçe Öğretimi gibi metot kitapları eğitmenlere yol gösteren kaynaklar. Tabii belirli dönemlerde verilen seminerleri de unutmamak gerekiyor. Kitaplarda Türk kültürünü yansıtan öğeler de kullanılıyor ki dilin taşıyıcı etkisi artırılabilsin. Büyük maliyetler gerektiren çalışmalar için herhangi bir resmî kuruluştan fon da alınmıyor.

Tabii bütün bu gayretlerin olumlu neticesi her yıl Türkçe Olimpiyatları’nda yaşanan renkli görüntülerle daha iyi anlaşılıyor.