Dördüncü Osman
türkçe olimpiyatları 2010 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
türkçe olimpiyatları 2010 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Mayıs 2010 Cuma

Türkçe Olimpiyatları Dergisi Okuyucuyla Buluşuyor

Mersin'in Erdemli ilçesi Sıraç köyünde yaşayan Mehmet ve Raziye Gülbay çifti, Senegal'e gönderdikleri oğulları Erol'u bir yıldır görmemişlerdi.

Erol öğretmen, Senegal'den üç siyahi öğrencisiyle Türkiye'ye gelmiştir ama ailesinin yanına, Erdemli'ye kadar gidecek vakti yoktur. Öğrencileri Kayseri'de yapılacak olimpiyat finallerine katılacak; o da öğrencilerini bırakıp gidemeyecektir. Yürümekte zorluk çeken kanser hastası babası ve yaşlı annesi köylerinden kalkıp oğullarını görmek için Kayseri'ye gelirler. Bir yıldır görmedikleri oğullarıyla otogarda sadece iki saat görüşür ve ayrılırlar. Erol öğretmenin yanında getirdiği esmer çocuklar, "Nasılsınız, iyi misiniz?" diye, öğretmenlerinin yaşlı anne-babasının elini öperler... O iki yaşlı insan, bu hale şaşar kalır... Uzak bir gurbete gönderdikleri oğullarının evine bile gelememesine mi üzülsünler, yoksa o uzak ülkeden gelen sevimli esmer çocukların Türkçe konuşarak ellerini öpmesine mi sevinsinler, bilemezler... Sevinçle hüznün iç içe geçtiği bu yürek burkucu öykü, bugünlerde yavaş yavaş haberlerini duymaya başladığımız Türkçe Olimpiyatları'nın ilk sayısı yayımlanan dergisinde geçiyor.

Bu yıl 8.si gerçekleştirilecek olan Uluslararası Türkçe Olimpiyatları, etkinliklerin daha geniş kitlelere tanıtılması amacıyla bir dergi yayımladı. İlk sayısı bugün bayilerde olan dergide, olimpiyatların dünden bugüne tarihi, dünyanın yaklaşık 120 ülkesinde eğitim gönüllüsü olarak çalışan öğretmenlerin hikâyeleri ve Türkçenin dünyada yayılma alanını her geçen gün genişletmesi işleniyor. Arnavutluk iç savaşı sırasında öğretmenlerin bütün tehlikelere rağmen okulu terk etmeyişleri, unutulmaz bir fedakarlık destanı olarak hafızalardaki yerini koruyor. Dergide yer alan bu ve benzer pek çok olay, Türkçe sevdalısı öğretmenlerin olimpiyatları bugün herkesin gurur duyduğu bir seviyeye nasıl getirdiklerini gözler önüne seriyor. Farklı görüşlerden yazar, düşünür ve sanatçılar da olimpiyatlar ve Türk okulları hakkındaki değerlendirmelerinde hep bu başarının kahramanları olarak öğretmenleri selamlıyor.
Türkçe Olimpiyatları Tertip Komitesi Başkanı Prof. Dr. Mehmet Sağlam, kendisiyle yapılan röportajda, 17 ülke ile başlayıp bugün 120 ülkeye ulaşan olimpiyat organizasyonunu anlatıyor. Türk Dil Kurumu Başkanı Prof. Dr. Şükrü Haluk Akalın ise olimpiyatların Türkçenin yaygınlaşması açısından ifa ettiği görevi ortaya koyuyor. Edebiyat, sinema, müzik, reklam ve gösteri dünyasından çok sayıda ünlü isim de yaptıkları değerlendirmede, Türkçe Olimpiyatları'nın Türkiye'nin dünyadaki en büyük markası olduğu görüşünde birleşiyor. Fatih Kısaparmak, Serdar Ortaç, Mehmet Ali Birand, Oktay Kaynarca, Hakan Şükür, Deniz Arcak gibi ünlüler, kendileriyle yapılan röportajlarda Türkçe Olimpiyatları'na dair izlenimlerini aktarıyor. Prof. Dr. Naci Bostancı, Prof. Dr. Kemal Karpat, Ahmet Turan Alkan ve Dr. M. Ali Kılıçbay ise dergiye Türk okulları ve olimpiyatlarla ilgili değerlendirmelerini içeren birer makale ile katkıda bulunuyor. Prof. Dr. Karpat'ın bir cümlesi, pek çok şeyi anlatmaya yetiyor: "Bu okulları daha yakından tanımak ve takdir etmek, her Türk'ün vazifesidir. Gerçekten bu okullar kuruluş ve Türkiye'nin dışarıya açılması ve tanıtılması bakımından iftihar edilecek bir seviyededir."

ZAMAN

Hayallerini Türkçe Gerçekleştirecek

Behram Kılıç / Sao Paulo

Sao Paulo’daki öğrenciler, kıtaların birleştiği coğrafyadaki Türkiye’yi çok merak ediyor. Olimpiyatlar, hayallerini gerçekleştirmek için büyük fırsat.

Roberto Carlos, Lincoln, Alex, Bobo ve Alanzihno’nun Türkçe konuştuğunu duydunuz mu? Yıllarca Türkiye’de kalıyorlar ama üç-beş kelimeden başka bir şey konuşmadan ülkemizden ayrılıyorlar. Ama yakın gelecekte Türkiye’ye gelen futbolcuların şakır şakır Türkçe konuştuklarını görürseniz şaşırmayın. Zira Brezilya’daki Türk okulunda hepsi birbirinden maharetli 96 öğrenci var. Futbola da bayağı ilgililer. Hatta içlerindeki bayan öğrencilerden Julia, Palmerias’ın altyapısında ter döküyor.

Brezilya, bize kilometrelerce uzak bir ülke. Futbol ve sambası dışında hakkında pek bir şey bilmediğimiz bu ülkeye yolunuz düşerse, ülkenin en büyük şehri Sao Paulo’daki Türk kolejine de uğramayı ihmal etmeyin.

Kolej 4 yıldır faaliyette. Hâliyle ilk mezunlarını da vermiş olmanın mutluluğunu yaşıyor. Bugünlerde okulda tatlı bir heyecan var. Sebep; yaklaşan Türkçe Olimpiyatları ve mayısın sonuna doğru Brezilya’ya bir ziyaret gerçekleştirecek Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın okula gelme ihtimali...

Biz buradan Başbakan’a duyuralım; okuldaki öğrencilerin çoğu F.Bahçe’yi tutuyor. Çünkü Türkçe öğretmenlerinden biri F.Bahçeli. İşte çocukların F.Bahçeli olmasını sağlayan Hakan Demir’i, olimpiyatlar için Türkiye’ye gidecek üç öğrenciyle ders çalışırken buldum.

Dersin konusu, ismin hâlleri. Brezilya bu yıl şiir, şarkı ve konuşma dalında temsil edilecek. Caroline Torres (15), Ömer Lütfi Mete’nin ‘Gülce’ şiirini okuyacak. Vitoria Rebecca (16), konuşma dalında hazırlanıyor. Julia Cotta (15) ise şarkı yarışmasında ‘Kalp Kalbe Karşıdır’ı seslendirecek.

Hakan Demir 9 aydır burada. Dolayısıyla o da ülkenin resmî dili Portekizceyi öğrenmeye çalışıyor. Brezilya’da diğer ülkelerde olduğu gibi bir ülke elemesi söz konusu olmamış. Zira buradaki Türk okulu tek ve olimpiyatlara ilgi duyan öğrenci sayısı sınırlı. Dolayısıyla Türkçe Olimpiyatları’na katılacak öğrencileri Hakan hoca belirlemiş. Tabii seçtikten sonraki hazırlık aşamasında işi hiç de kolay olmamış, Türkçe ve Portekizce arasındaki farklılıklar yüzünden. ‘Bizde 8 sesli harf var. Bunlarda ise beş... ‘Ö’, ‘ü’ ve ‘i’yi söylemede çok zorlanıyorlar. Bir de ‘t’ ve ‘d’ harflerinde problem var. Bu harfleri ‘ç’ ve ‘c’ diye çıkartıyorlar. Mesela, ‘dilek’ yerine ‘çilek’, ‘saat’ yerine ‘saaç’ diyorlar.

Ancak bu problemler onu ve öğrencileri yıldırmamış. Mesela Caroline, İbrahim Sadri’nin seslendirdiği Gülce şiirini her gün 9-10 kez okuyor. Hocaları şiiri Portekizceye çevirerek anlamını da öğrenmesini sağlamışlar. Bizim için birkaç mısra okuyor. Ses tonunun yanında el hareketleri ve mimileri de şiire uygun.

Caroline, Türkçe Olimpiyatları’nı kendisi için bir fırsat olarak görüyor. “Kişisel kariyerim ve gelişimim açısından bana bir fırsat sunuldu.” diyor. Daha şimdiden farklı bir kültür, farklı bir ülke tanıyacak olmanın heyecanını yaşıyor. Çünkü Türkçe Olimpiyatları’ndan önce Türkiye hakkında çok bir şey bilmediğini söylüyor.

Vitoria Rebecca, isminde ‘c’ harfinin olmadığı konusunda bizi uyarıyor. Olimpiyatlara, konuşma dalında katılacak. Ancak soğuk su içtiği için sesi kısıldığından nasıl konuştuğunu duyamıyoruz. Dolayısıyla dudak okuma yöntemiyle bizimle görüşlerini paylaşıyor. Türkçeyi çok iyi anlıyor. Ancak çok iyi konuşabildiğini söylemek zor. Zaten o da bunun farkında. “Anlamak, yazmak, okumak iyi de” diyor, “Konuşmak olmasa...” Çünkü telaffuzda büyük problem yaşıyor. Gerçi bu, hepsinin ortak problemi. Okulda en çok öğretmenlerin kendilerine olan tavrına hayran kalmış. Brezilya eğitiminde öğretmenlerle senli benli bir diyalog içinde olduklarını, ancak bu okula gelince öğretmenlerin daha saygılı bir tavır gösterdiklerini söylüyor. “Türkiye’yi tanımak, Türkçeyi öğrenmek benim için büyük bir hedef.” diyor. Okulun bu manada kendisine bir fırsat sunduğunu ve bu fırsatı en iyi şekilde değerlendirmek istediğini kaydediyor.

15 yaşındaki Julia Cotta, şarkı yarışmasında ülkesini temsil edecek. O da bizim için bir buket söylüyor. Yorumu harika. Palmerias’ın altyapısında futbol oynuyor. Futbol topuyla 200 sektiriyor. Gelecekte ise matematik öğretmeni olmak istiyor. Türkçe Olimpiyatları ile ilgili okulda duyuru yapıldığında, içindeki yarışma isteğini engelleyememiş: “Türkiye’ye, aramızdan en iyi olan gidiyordu. Ben mücadeleyi severim. Bir anda yarışın içinde buldum kendimi. Sonra da şarkı söylemeye başladım.”

Julia da Türkiye’yi pek tanımıyor. “Bu eksikliğimi gidermek için olimpiyatlar bir fırsat.” diyor. Yeni bir dünyaya gidecek olmanın heyecanını yaşadığını belirtiyor. Bu sırada Caroline söze giriyor ve okul sayesinde Türkiye’nin 3 kıtanın ortasında olduğunu öğrendiklerini ve bu kültürle harmanlaşmış bir ülkeyi görmenin kendileri için önemli olduğunu dile getiriyor. Türkçe öğretmeni ve Türk okulunda okumanın kendileri için bir avantaj olduğunu; bu avantajı en iyi şekilde değerlendirmek istediğini kaydediyor.

Vitoria ise Türkçeyi, Türkçeyle iş yapmaya başlayana kadar öğrenmeye devam edeceğini söylüyor. Hatta üniversiteyi Türkiye’de okuma isteği bile var. İçlerinde Türkçeye en hâkim olan öğrenci olmasına rağmen şu sözler de ona ait: “Türkçe öğrenmek gerçekten çok zor.”

Peki, Türkiye’de büyük bir salonda, binlerce izleyicinin huzuruna çıkmaya hazırlar mı? Julia, “Açıkçası korkuyorum.” diyor. “Bu heyecandan öte bir şey” diye ekliyor. Daha önce hiç böyle bir tecrübe yaşamadığını belirtiyor. Araya giren Vitoria ise “Ben sahneye çıkmayacağım, arkadaşlarıma nazaran daha rahatım.” diyor gülerek. Utangaç olduğunu dile getiren Caroline, bütün bakışların üzerine çevrildiği bir anda nasıl şiir okuyacağını kendisinin de merak ettiğini söylüyor.

Üç öğrencinin ailesi de olimpiyatlardan haberdar. Vitoria, babasının ısrarla bu okulun Türkiye ile Brezilya arasında bir köprü olduğunu kendisine söylediğini bizimle paylaşıyor. Caroline’nin ailesi de çocukları için bu okulun bir fırsat olduğunu ve kızlarına yeni bir kapı açacağını düşünüyor. Julia’nın ailesi ise biraz farklı yaklaşmış okula. “Başta ailem Brezilya’da bir Türk okulunun olmasını garipsedi. Ama şu an okulla ilgili kafalarında herhangi bir şüphe kalmadı. Zira bendeki gelişim ve değişim onları çok mutlu etti.” diyor.

Başbakan Erdoğan’ın gelecek hafta Brezilya’ya geleceğinden haberdarlar. Hatta Erdoğan’ın okulu ziyaret etmesi bile söz konusu. Ancak öğrenciler bu duruma üzülüyor! Çünkü o tarihlerde kendileri Türkçe Olimpiyatları için Türkiye’de olacak. Julia, “Türkçeye en çok biz çalışıyoruz ama Türk Başbakanı’nı göremiyoruz.” diyor iç geçirerek.

Üç kız öğrenci de futbolla ilgili. Julia, Trabzonspor’u tutuyor. Önceki Türkçe öğretmeni onu Trabzonsporlu yapmış. Türkiye Kupası finalinde F.Bahçe’ye karşı kazandıklarını ve F.Bahçe’nin 28 yıldır kupaya hasret kaldığını biliyor. Trabzonspor’un 2 maçını izlemiş. Caroline ise F.Bahçeli. Takımın şampiyon olacağına inanıyor (Süper Lig’de 34. hafta maçları henüz oynanmamıştı). Üçü de Brezilya’da farklı takımları tutuyor.

Brezilya’daki Türk okulu gelecek sene organize edilecek Türkçe Olimpiyatları için de daha şimdiden kolları sıvamış durumda. 20 öğrenci tespit edilmiş ve onlarla çalışmalara başlanmış. Sizin anlayacağınız seneye daha da iddialılar.

8.Uluslarası Türkçe Olimpiyatı 2010

Soğun Grönland'dan Sıcak Görüntüler

Emre Oğuz / Kopenhag

Afrika sıcağından buzul soğuğuna her iklim ve ülkeden yüzlerce çocuk, Türkiye’de buluşacak. Bu ülkelerden biri Grönland. Buzul ülkesini temsil eden öğrencilerden özellikle ikisinin yaşadıkları hayli ilginç.

Bu yıl sekizincisi düzenlenecek Uluslararası Türkçe Olimpiyatları’na sadece günler, hatta saatler kaldı. 50 derecelik Afrika sıcağından -50 derecelik buzul soğuğuna kadar her iklimden onlarca ülke ve yüzlerce çocuk, Türkiye’de buluşup Türkçe yarışacak, tüm dünyaya barış mesajlarını Türkçe verecek. Organizasyona renk katacak ülkelerden biri de Grönland. Küresel iklim değişikliği, buzulların erimesi ve Eskimoların intihar hikâyeleri dışında Türkiye gündeminde kendine pek yer bulamayan Grönland’ı 4 öğrenci temsil edecek. Bu öğrencilerden ikisinin hikâyesi, en az, yüzölçümünün büyük bir bölümü insan yaşamına müsait olmayan, dev buzullarla kaplı bir ülkenin Türkçe Olimpiyatları’na katılması kadar ilginç. Yine bu öğrencilerden ikisinin hikâyesi, eğitim gönüllülerinin sınır tanımaz hizmet aşkını göstermesi bakımından oldukça anlamlı.

Kuzey Kutbu’ndaki en büyük buz örtüsüne sahip olan Grönland (Yüzde 81’i 3 kilometre kalınlığında buzullarla kaplı. Danimarka’nın özerk bölgesi. Nüfusu sadece ve sadece 57 bin 500. Dünyanın en büyük adası.) bu yılki finallere şiir, şarkı, konuşma ve genel kültür kategorilerinde katılacak. Şarkı dalında Jane Husuum, Erol Evgin’in ünlü şarkısı ‘İşte Öyle Bir Şey’i seslendirecek. Şiir dalında Tina Hansen, Dursun Ali Erzincanlı’nın ‘Ben Böyle Olmamalıydım’ şiirini okuyacak. Konuşma dalında Malik Mathiessen, genel kültür dalında da Johansen Olsen, yüzölçümü büyük, nüfusu küçük bu ülkeyi temsil edecek.

Hikâyesi ilginç olan Grönlandlı çocuklardan biri, 15 yaşındaki Malik Mathiassen. Malik’in annesi ve babası boşanmış. Adına bakıp annesinin ya da babasının Türk olduğunu düşünmeyin. Malik, Grönland’da sık kullanılan isimlerden biri. ‘Dalga’ anlamına geliyor. Malik, annesi ve üvey babasıyla birlikte ülkenin batısında yer alan başkent Nuuk’ta yaşıyor. Öz babası ise ülkenin güneyindeki ‘Paamiut’ şehrinde bulunuyor. Yılın sekiz-dokuz ayı sıfır derecenin altında seyreden havalar müsait olursa senede birkaç kez görüşebiliyorlar (Grönland’da yıllık sıcaklık ortalaması -7 derece).

Malik, 6 ay önce Grönland’daki Global Kültür Derneği Başkanı Talha Yurdal Çiçek ile tanışıncaya kadar tek kelime dahi Türkçe bilmiyordu. Çiçek, “Kendisine haritada Türkiye’nin yerini göster desek bir süre araması gerekirdi.” diyor Malik için. Aynı sınıfta okuduğu Jane ve Tina’nın teşvikiyle Global Kültür Derneği’ne gidip gelmeye başlayan Malik Mathiassen, Talha Yurdal Çiçek’ten Türkçe dersleri almaya başlıyor. Bir süre sonra Çiçek, kendisine Türkçe Olimpiyatları’na katılabileceğini ifade ediyor. Sevinçten ne yapacağını şaşıran Malik, Türkçesini geliştirmek için daha da hırslanıyor. Sadece Türkçe dersleri aldığı Global Kültür Derneği’nde değil; okulda, sokakta, evde, kısacası her yerde Türkçe çalışıyor. Arkadaşları kendisiyle dalga geçse de o her seferinde “Türkiye’ye gidip Grönland’ı temsil edeceğim için beni kıskanıyorlar.” diyor. Türkçe öğrenmeye en geç başlayan öğrenci olmasına rağmen, kısa sürede diğer arkadaşlarını geride bırakıyor. Tek amacı, yarışmaya şarkı dalında katılmak ve birinci olmaktır.

Fakat bir gün aynı sınıfta okuduğu samimi arkadaşlarından biri verem teşhisiyle hastaneye yatırılıyor. Doktorlar, veremin ileri seviyede olduğunu tespit edip derhal tedaviye başlıyorlar. Malik, bir taraftan arkadaşının durumuna üzülürken, diğer taraftan da doktorların “Hastalık, öğrencinin temasta olduğu herkese bulaşmış olabilir!” uyarısıyla şoka uğruyor. Apar topar hastaneye kontrole götürülen Malik, veremin kendisine de bulaşmış olduğunu öğreniyor.

Verem, ilk zamanlar Malik’te büyük bir ruhsal çöküntü meydana getiriyor. Doktorlar ölüm riskinin çok az olduğunu söylese de Malik en iyi ihtimalle aylarca ilaç tedavisi görmek zorundadır. İlk zamanlar okula da gidemiyor, Global Kültür Derneği’ndeki Türkçe derslerine de... Hastalığı dolayısıyla olimpiyatlara katılmak için Türkiye’ye gidemeyeceğini düşünüp iyice kahroluyor. Bir gün Talha Çiçek kendisini ziyaret edip hastalığının olimpiyatlara katılmasına engel olmadığını, çalışmaya devam ederse Türkiye’ye gidebileceğini söylüyor. Malik, sevinçten ne yapacağını şaşırıyor. Yoğun ilaç tedavileri arasında Malik, Türkçe sevgisiyle hayata daha sıkı sarılıyor. Bu arada birlikte Türkçe öğrendiği arkadaşları oldukça ilerlemiş, kendisi ise geri kalmıştır. Malik bunları dert etmiyor. Şarkı kategorisinde olmazsa şiirde, şiirde olmazsa konuşmada, onda da olmazsa genel kültürde yarışacak; ama mutlaka Türkiye’ye gidecek ve 4 öğrenci arasına girecektir. Bunun için hiç durmadan çalışıyor ve nitekim diğer arkadaşlarıyla arasındaki mesafeyi kapatıyor. Öyle ki yeniden grubun en iyi Türkçe konuşan öğrencisi oluyor.

Malik, bugün kendi dilinde ‘tuberkulose’ olan hastalığın Türkçe’de ‘verem’ olduğunu biliyor ve her fırsatta kendisini hayata bağlayan şeyin Türkçe sevgisi olduğunu söylüyor. 26 Mayıs-9 Haziran tarihleri arasındaki olimpiyatlar için Türkiye’ye gidecek olan Malik Mathiassen, konuşma kategorisinde en iyilerden biri olmaya çalışacak.

Türkçe Olimpiyatları, Nefreti Sevgiye Dönüştürdü

Grönland’ı Türkçe Olimpiyatları’nda Dursun Ali Erzincanlı’nın ‘Ben Böyle Olmamalıydım’ şiiriyle temsil edecek Tina Hansen’in hikâyesi de en az sınıf arkadaşı Malik’inki kadar ilginç. Çünkü onun hikâyesinde, Türkiye’den ve Türklerden ölesiye nefret eden bir anne var. Çünkü onun hikâyesinde, kızını kendini koruyabilmesi için karate kurslarına gönderen bir anne var. Çünkü onun hikâyesinde, nefretin sevgiye, korkunun güvene dönüşünün izleri var. Ve çünkü onun hikâyesinde, Türkçe sevgisinin ve Türkçe sevdalılarının ısındırdığı yüreklerin resmi var.

15 yaşındaki Tina’nın Türkçeye ilgisi, tıpkı diğer arkadaşları gibi aynı sınıfta okuduğu Jane Husuum’un teyzesi Vibeke’nin tavsiyesiyle başlıyor. Vaktiyle defalarca Türkiye’yi ziyaret etme fırsatı bulan Vibeke Husuum, tam bir Türkiye âşığıdır ve Grönland’da ülkemizin gönüllü elçiliğini yapmaktadır. Grönland’ı ziyaret eden her Türk’le tanışmaya ve yardımcı olmaya çalışmaktadır. Grönland’da Türk kültürünün tanıtımına katkıda bulunmak amacıyla kurulan Global Kültür Derneği’nin faaliyete geçmesinden sonra da başta kendi yeğeni Jane Husuum olmak üzere tanıdığı bütün Grönlandlı gençleri bu derneğe yönlendirir. İşte Tina Hansen de Vibeke Hanım’ın derneğe yönlendirdiği öğrencilerden biridir. Tina’nın Türkçe kurslarına başlaması için Vibeke Hanım’ın yönlendirmesi yeterli olmuyor elbette. Önce annesinden izin alması gerekiyordur.

Tina, bir gün okul çıkışında annesine Global Kültür Derneği’nden bahsedip Türkçe öğrenmek istediğini söylüyor. Annesi Hanne Hansen, kızının bu isteği karşısında çılgına dönüyor. Kızına asla böyle bir şeye izin vermeyeceğini, değil Türkçe öğrenmek, Türklerle yan yana gelmesine bile hiçbir zaman tahammül edemeyeceğini ifade ediyor. Tina, bu tepki karşısında şaşırıyor ve annesine Türklerden neden bu kadar nefret ettiğini soruyor. Hanne Hansen de yıllar önce Danimarka’nın İkast şehrinde başından geçen olayı anlatıyor.

Hanne Hansen, yıllar önce akrabalarını ve arkadaşlarını ziyaret etmek için Danimarka’nın İkast şehrine gelmiştir. Bir akşam vakti ‘kara kafalı’ biri yolunu keser ve kendisine askıntı olur. Hanne Hansen, önce nazik bir şekilde kendisini rahat bırakmasını ister ama karşısındaki adam laftan anlamaz ve giderek daha fazla rahatsız etmeye başlar. Bir süre sonra sözlü sataşmalar tacize dönüşür, taciz de tecavüz girişimine... Hanne Hansen, o gün Allah’ın da yardımıyla kaçar ve hem canını hem namusunu kurtarır; ama içine öyle bir Türkiye nefreti işler ki kızının Türkçe öğrenmek istemesine karşı verdiği tepkinin sebebi de budur. Çünkü o gün kendisini taciz eden ‘kara kafalı’ adam, maalesef, Türkiye’den göç edip Danimarka’ya yerleşen insanlardan biridir.

Hanne Hansen, o günden beri Türklere korkuyla, Türkiye’ye de nefretle bakmaktadır. Ancak Tina da en az annesi kadar inatçı olduğunu gösteriyor. Yaşananların geçmişte kaldığını ve kendisine bir şans verilmesini istiyor. Hanne Hansen, Tina’nın günlerce süren ısrarlarına dayanamıyor ve sonunda Global Kültür Derneği’ne gidip Talha Çiçek’le tanışmaya karar veriyor. Geçmişte yaşananlardan habersiz Talha Bey ve eşi Fatma Hanım, Hanne Hansen’i oldukça sıcak bir şekilde karşılıyor. Kendisine evlerini açıyorlar, çay sohbetlerine davet ediyorlar. Bir süre geçtikten sonra ziyaretlerin sayısı artıyor. Bu arada Tina çoktan Türkçe kurslarına başlamış ve kursun en iyi öğrencilerinden biri olmuştur bile. Talha Çiçek, kendisine Türkçe Olimpiyatları’ndan bahsedip ‘Katılmak ister misin?’ diye sorunca, ‘Önce annemle konuşmam.’ gerekir diyor ve konuyu annesine açıyor. Hanne Hansen’in Talha Bey ve eşini tanıyınca fikirleri değişmiştir: “Bu insanlarla değil Türkiye’ye, dünyanın bir ucuna bile gidebilirsin.”

Annesinden izin alan Tina, 25 Nisan’da Danimarka’nın başkenti Kopenhag’da düzenlenen Türkçe Olimpiyatları Kuzey Avrupa Finalleri’nde jüri özel ödülü aldı. 26 Mayıs-9 Haziran’da düzenlenecek 8. Uluslararası Türkçe Olimpiyatları finalleri için de Türkiye’ye gidecek.

8.Uluslarası Türkçe Olimpiyatları 2010

Olimpiyatların En Güzel Hikayesi

Mesut Çevikalp

8. Türkçe Olimpiyatı gelecek hafta başlıyor. 120 ülkeden 750 öğrenci ülkemize geliyor. Her birinin renkli hikayeleri var. Ama Myanmar’dan gelecek Setenay’ınki bambaşka, filmlere taş çıkartacak cinsten. 0,3 aylıkken ayrıldığı Türk babasına tam 13 yıl sonra olimpiyat vesilesiyle kavuşuyor...

Müjdeli haberi verirken biz de Önol ailesi kadar heyecanlıyız. “Setenay geliyor!” diyebiliyoruz sadece. Bu kısacık cümlenin anlamı onlar için çok farklı. Babaanne, baba, hala, Setanay’ın üvey annesi, hepsi gözyaşlarına boğuluyor. Ailenin 13 yıllık hasretini yansıtan iniltiler bizim de yüreğimizi titretiyor. İkindi güneşinin vurduğu, erguvan kokularının sardığı evi matem havası bürüyor. Görevi icabı yüzlerce trajediyi fotoğraflayan foto muhabirimiz de kendini tutamıyor. Uzun müddet söze nereden başlayacağımızı, aklımıza gelen onca soruyu nasıl soracağımızı bilemiyoruz. Âdeta gözyaşlarımızla konuşuyoruz…

Türkiye’den Myanmar’a (Burma) uzanan bu acıklı hikâye ilk bakışta dram filmlerini andırsa da, peşinen söyleyelim, mutlu sonla bitiyor. Zaten dökülen gözyaşları, hasretten ziyade vuslatla ilgili. Önol ailesinin evinde müjdeli haberle başlayan duygusal ortamın normale dönmesi epey zaman alıyor. Duygular yatışmaya başladığında sözler devreye giriyor. Üç aylıkken istemeyerek ayrıldığı kızına 13 yıl sonra, film sahnelerini aratmayan tesadüflerle kavuşan bir babanın öyküsü bu. Ayrıca, elindeki zıbını gösterip “Torunum koktuğu için yıllarca koynumda sakladım.” diyen Emel babaannenin dünyasına giriş. Birkaç eski fotoğraf, üzerinde ‘İstanbul’ yazan poşetle kızına Türk babasını anlatan Myanmarlı annenin macerası… İki ayrı dünyada iki aile; bugüne kadar yaşadıkları hüzün, ayrılık, gözyaşı ve çileden ibaret. Kavuşmak mı? İşte sürpriz burada; vuslat çok yakın.

İstanbul’da yaşayan Önol ailesi ile Myanmarlı Khin ailesinin yolları 1996’da kesişir. Denizci Salih Önol iş icabı gittiği Myanmar’da Wah wah (Deniz) Khin ile tanışır ve bir yıl içinde evlenip yuva kurar. İstanbul’da geçen bir yılın ardından, uzun iş seyahatlerinden dolayı çıkan anlaşmazlıklar çözülemeyince ayrılırlar. Wah wah, 3 aylık kızı Setenay’ı alıp memleketi Rangoon’a (Yangon) döner. Salih Bey, tam 7 yıl kızından haber alamaz. Zira eski eşiyle ilgili bildiği tüm adresler değişmiştir. Setenay 2002’de Myanmar’daki Türk okuluna (Uluslararası Ufuk Koleji) kaydolunca, İstanbul’daki Önol ailesine ‘kızınız bizde’ mesajı ulaşır.

Bu haber başta baba Salih Bey, Önol ailesinin dünyasını değiştirir. 7 yıl süren endişeli arayış, yerini hasret dolu günlere bırakır. Ve nihayet özlem bu hafta sona erecektir. Çünkü 13 yaşındaki Setenay, 26 Mayıs’ta başlayacak 8. Türkçe Olimpiyatları’nda okulunu temsil etmek üzere Türkiye’ye geliyor. Setenay, babası, babaannesi ve halası ile tanışacak, doğduğu şehri görecek. Baba Salih Önol (41), dört gözle kızının yolunu bekliyor: “Onu görünce yunus gibi üzerine atlayacağım. Kolları beni sarmasa da ben onu sarıp koklayacağım…” Setenay da heyecanla buluşma gününü bekliyor: “Türkiye’ye gideceğim için çok heyecanlıyım. Çok mutluyum. Babamı, babaannemi, halamı görmeyi çok istiyorum. Onlarla ilgili bende sadece birkaç eski fotoğraf vardı. Şimdi hepsiyle tanışacağım.”

Kızı da kendisi gibi babasız büyüdü

Her iki aileyi dinlediğinizde ortak noktalarının Setenay’dan ibaret olmadığını görüyorsunuz. Mesela Salih Bey henüz 2 yaşındayken, babası İsmet Bey’i, mide kanserinden kaybetmiş. Myanmarlı anne Wah wah’ın Deniz Kuvvetleri’nde görevli subay babası da mide kanserinden vefat etmiş. O da 15 yıldır kızı gibi babasız. Salih Bey’in geçen yıl evlendiği ikinci eşi Hatice Hanım ise annesiz büyümüş. “Setenay’ı en iyi ben anlarım.” diyor ve ekliyor: “Babam ile annem ben küçükken ayrıldı. Yıllarca annesiz yaşadım. Tam 35 yıl sonra kavuştum anneme. Setenay’ı benden iyi kim anlayabilir? Gelişini dört gözle bekliyoruz. Ben de annesi sayılırım. Ona doya doya sarılacağım.” Tesadüfler bunlarla sınırlı değil. Önol ailesi aslen Bursa Mustafakemalpaşalı; Setanay’a Myanmar’da sahip çıkan ve aileyle irtibatını sağlayan Türk okulunun müdürü Murat Küçükdüğenci de Mustafakemalpaşalı...

Salih Bey’in ‘ilk görüşte aşk’ı yaşadığı Wah wah Hanım’la evliliği maceralı başlamış. Çünkü askerî rejimle yönetilen ülkede bir subay kızına talip olmuş: “Yıl 1996. Kocaeli gemisinde üçüncü makinistim. Myanmar’a götürmek üzere İskenderun’dan demir yükledik. Aslında seferden önce işi bırakmak için dilekçe verdim. İkinci mühendis Ergün Palaz, bana sormadan dilekçemi yırtmış. ‘Bu son seferi birlikte yapalım’ dedi. Sevdiğim bir ağabeyimdi, kıramadım. Beni zorla götürdüler bir bakıma. Yolculuk 22 gün sürdü. Haziran-temmuz ayıydı. Rangoon’da 5 ay boyunca demirli kaldık. Wah wah’la o zaman tanıştık.”

O günlerde Myanmar’da yabancılara karşı büyük ilgi varmış: “Yükü indirmek bayağı uzun sürdü. Bu arada gemi tayfasıyla Rangoon’u geziyorduk. Bir seferinde arkadaşlarla balık yemeye gittik. İşte eski eşimi ilk o balık restoranında gördüm. Arkadaşlığımız ilerledi, birbirimizi sevdik. Telefonla anneme durumu anlattım, karşı çıkmadı. Türkiye’ye dönme vakti geldiğinde ona, evleneceğimize dair söz verdim. Geldikten sonra hemen Myanmar’a dönmek için girişimde bulundum. İlk denemede vize problemi çıktı, Atatürk Havalimanı’ndan döndüm. Üç ay sonra, ikinci denemede Tayland üzerinden Myanmar’a girebildim. Allah yardım etti; dilini, kültürünü bilmediğim bir ülkede evlendim. Dönüş yolunda o sırada Tayland Büyükelçiliği’nde görevli Fırat Sunel çok yardımcı oldu. Bütün evraklarımızı hazırladı, evini açtı. Sunel’i hâlâ hayırla anarım.”

Wah wah Hanım, Salih Bey’le bir ortak arkadaş vesilesiyle tanıştıklarını anlatıyor. O da ilk buluştukları balık restoranını unutmuyor: “Salih Bey kız kardeşimin kocasıyla arkadaş olmuştu. Bu vesile ile sık sık görüşüyorduk. Birbirimizi tanıdık, sevdik ve evlendik.”

Salih Bey, eski eşinin ailesiyle ilgili şu bilgileri veriyor. “Wah wah’ın annesi Burmalı Müslüman, babası Taylandlı Budist’ti. Üçü kız, biri erkek dört kardeşlerdi. Ablası kuaför, abisi terziydi. Kendisi ev kızıydı. Küçük kız kardeşi de daha sonra akademisyen oldu.” Nikâhın ardından Türkiye’ye dönen çiçeği burnunda çift 4-5 ay İstanbul’un tadını çıkarır. Salih Bey göreve (deniz seyahati) çıkmaz, eşini gezdirir. İlk sıkıntı balayı döneminden sonra başlar. Eşinin uzun sefere çıkacağını öğrenen Wah wah, buna razı olmaz. Salih Bey’e göre, evliliğin 1,5 yılda bitmesinin en büyük sebebi bu: “İstanbul’a gelince işimi bırakmamı istedi. Oysa ben işi bırakma sözü vermemiştim. Ben Ortaköy Deniz Lisesi’nde makine üzerine okudum. Denizcilikten başka bildiğim yok. Yeni bir işe girmem zordu yani.” Wah wah’a göre ise tatsızlıkların sebebi kayınvalidesi ile yaşadığı uyum sorunu: “Eşim uzun seyahatlere çıktığında kayınvalidemle kavga ederdik. Geçinemedik.”

Bir yıl sonra dünyaya gelen kızları ailedeki sorunları dindiremez. “Kızım olunca durumlar düzelir dedim, ama olmadı.” diyor Salih Bey ve şöyle devam ediyor: “Setanay 10 Haziran’da dünyaya geldi; 3 ay sonra da Türkiye’den ayrıldı.” İsminin anlamını soruyoruz: “O doğduğunda ben Yemen seferindeydim. Annemin çalıştığı şirkette Setenay isimli bir çocuk tanımıştık. 18 yaşlarındayken, ‘kızım olursa adını Setenay koyacağım’ derdim anneme. Yemen’den evi aradığımda kızımın adı konmuştu bile. ‘Parlak ay’ anlamına geliyor.”

Anlaşmazlıklar geçimsizliğe dönüşünce çaresiz ayrılırlar. Mahkeme 3 aylık Setenay’ı annesine verir. Baba ve babaanne yüreğine taş basıp gönderir Setenay’ı: “İsteseydim gitmesine engel olabilirdim; ama bunu yapmadım. Wah wah, kızımıza ve kendine kıyabilirdi. Bunu bir kere hissettirdi bize. Biletlerini alıp, ODTÜ mezunu Myanmarlı bir arkadaşımla gönderdim. İşte o günden beri kızımı bağrıma basamadım, özlemiyle yandım. Derdimi kimseye anlatamadım. Rahatlamak için sahile gidip haykırdım çoğu zaman.”

Kızıyla birlikte ülkesine dönen Wah wah için de günler kolay geçmez. Setenay büyüdükçe babasının yanında olmadığını fark eder. Anne, kızının sorularına cevap vermekte zorlanır. Önce kardeşinin kocasına ‘baba’ dedirtir. Gerçeği, yani babasının bir Türk olduğunu ise 6 yaşına girdiğinde söyler. Wah wah Hanım, yaşananlara rağmen Salih Bey ve Türkler hakkında hep iyi şeyler söyler: “Çok iyi insanlar. Benim kocam da çok iyi biri. Myanmar’da yine Türkler sahip çıktı bize. Türk okulu ve öğretmenleri benim yeni ailem oldu. Artık kızımın geleceğinden endişe etmiyorum.”

Önol ailesi de Türk okulunu minnetle anıyor. Onların ağzından da Wah wah Hanım hakkında olumsuz kelime çıkmıyor. İki çocuğunu babasız büyüten babaanne Emel Hanım, yaşananları ‘takdir-i ilahî’ diye özetliyor. Torununun okuyabilmesi için duayı dilinden eksik etmemiş: “Üç ay koynumda yatırdığım yavrumu anmadığım tek gün geçmedi. Zıbını ve ‘ondan kalan parça’ diye sakladığım göbeğiyle avundum hep. Gece gündüz onları kokladım. Göndermeseydik annesi hem onu hem kendisini öldürebilirdi. Onu annesinden ayırmak vicdanımıza sığmazdı.”

“Türk Okulu İkinci Babası Oldu”

Eski eşi ve kızı Myanmar’a döndükten sonra uzun yıllar irtibat sağlayamamış Salih Bey. 7 yaşına gelen Setenay’ın yolu ülkede açılan Türk okulu ile kesişince irtibat sağlanır. Türk öğretmenler anne ile kızının dünyasını değiştirir. Her iki aileyi mesut eden kesişmeyi Ufuk Türk Okulları Müdürü Murat Küçükdüğenci’den dinliyoruz: “Ailenin hikâyesini bilen ve Türkiye’de okumuş Myanmarlı bir iş adamı okulumuzu duyunca Setenay’ı alıp getirdi. ‘Bu kızın babası Türk, ailesinin maddi durumu iyi değil, ona sahip çıkın’ dedi. Araştırdık, gerçekten durumları kötüydü. Annesi okumasını çok istiyordu. Bu bizi çok etkiledi ve burslu olarak kabul ettik. Setenay, ana sınıfından itibaren okulumuzda. Zeki ve başarılı bir öğrenci. Bizler onu seviyoruz o da bizi seviyor.”

Murat Bey, Setenay’ın babasıyla irtibatı olmadığını öğrenince kolları sıvar. Uzun uğraşlar sonunda İstanbul’daki Önol ailesine telefonla ulaşır. Kızlarının Türk okulunda okuduğunu, öğretmenlerin ona Türkçe öğretmeye başladığını bildirir. Salih Önol ise Murat Bey’le kurulan ilk teması şöyle anlatıyor: “Gemideydim. ABD’den aldığımız buğdayı İskenderun’a taşıyorduk. Akdeniz’e henüz girmiştik ki, cep telefonum çaldı. Annem arıyordu. ‘Dualarımız kabul oldu’ dedi. ‘Murat Küçükdüğenci diye biri arıyor Burma’dan, Setenay’ı bulmuş. Öğretmeniymiş, telefonunu aldım, kızımız iyiymiş’ dedi. Türk ve Burma kelimelerini duyunca dizlerim titredi, uzun süre ağladım. Sonra Murat Bey’i aradım, telefonda onunla ağlaştık. Kızım o zaman 8 yaşındaydı.”

Murat Bey, Türkiye’ye geldiğinde, Pendik’te yaşayan Önol ailesini ziyaret eder. Kızlarıyla ilgili bilgiler verir, hatta Setenay’ın karnelerini gösterir. O günden sonra Setenay’dan mektuplar, fotoğraflar gelmeye başlar.

Salih Bey’e kızından gelen mektupları soruyoruz. Hemen odasına gidiyor ve bir poşet dolusu mektupla dönüyor. Onu en çok mektuplardaki Türkçe ifadeler sevindirmiş: “Artık Türkçe biliyor. Telefonda Türkçe konuşabiliyoruz. 4-5 ayda bir mektup yazıyor. Özlemini, sevgisini anlatıyor. Resimler gönderiyor. Biz de ona yazdık. Mektuplara imkanımız oldukça harçlık koyduk. Şimdi yeri, yurdu belli. En büyük sevincimiz bu. Allah Türk okullarından, Murat Bey’den razı olsun. Bu okullar onun manevi babası, abisi, dayısı, amcası...”

Setenay okula başladığında o güne kadar geçirdiği zor şartların etkisini üzerinde taşıyordur. Mutsuz bir çocuktur. Ancak Türk öğretmenlerin ilgisi Setenay’ı yeniden hayata bağlar. Spor öğretmeni Ömer Çelik, Setenay’ın her geçen gün daha mutlu bir çocuğa dönüştüğünü anlatıyor: “Tüm öğretmenler onunla yakından ilgilendi. Her geçen gün yüzü daha fazla gülmeye başladı. Artık Myanmar’ı Türkçe Olimpiyatları’nda temsil edecek kadar dilimizi konuşabiliyor. Dersleri de iyi. Çok güzel keman çalıyor. İleride önemli mevkilere geleceğini düşünüyoruz. Setenay, Türk-Myanmar dostluğunun köprülerinden biri olacak.”

Türk okulunun yanı sıra Kimse Yok mu Derneği de yardımlarını esirgememiş dul anne ve kızından. Wah wah Hanım, yardımlardan minnetle bahsediyor: “Myanmar’a döndükten sonra çok zor günler geçirdim. Türk okulunun idarecileri bizimle çok ilgilendi. Kızımı okula aldılar, kıyafetlerini, tüm araç gereçlerini verdiler. Hatta para da verdiler. Zor günlerimde en büyük desteğim Türk öğretmenlerdi. Onlar artık benim ailem gibi. Sayelerinde kendimi daha güçlü hissediyorum.”

“Babamla Konuştuğum Gece, Gözüme Uyku Girmedi”

10 Haziran’da 13. yaşını babasıyla kutlamaya hazırlanan Setenay, okulundan övgüyle bahsediyor: “Burada olduğum için çok mutluyum. Bütün eğitim masraflarımı karşılıyorlar. Babamla telefonda görüştürüyorlar. İlk kez geçen yıl konuştuk babamla, mutluluktan günlerce gözüme uyku girmedi.”

Setenay, öğretmenlerinden bahsederken gözleri parlıyor: “Türk öğretmenler çok kibar, çok cana yakın, cömert ve mutlu insanlar. Aynı zamanda çok yoğunlar. Hep bizim için çalışıyorlar.” İleride fen bilgisi öğretmeni olmak istiyor Setenay: “Çünkü öğretmenler insanlara yol gösterir. Buradaki öğretmenlerim gibi ben de ileride ihtiyacı olanlara yardımcı olmak istiyorum.”

Setenay yüksek öğrenimini Türkiye’de yapmayı planlıyor. Baba Salih Bey kızının Türkiye’de okumasını çok istiyor. İkinci eşi Hatice Hanım “Ona burada sahip çıkarız.” diyor. Annesi Wah wah Hanım da kızı için iyi olacaksa Türkiye’de yaşamasına karşı olmadığını vurguluyor. Tek isteği Türk hocalarıyla bağının kopmaması.

Önol ailesi iki bayramı bir arada yaşayacak şimdi. Hem 13 yıldır görmedikleri kızları geliyor, hem de o kız Türkçe Olimpiyatları’nda ülkesini temsil edecek. Salih Bey, Setenay’ı hatırlattığı için olimpiyatları gözyaşları içinde seyrettiklerini; ancak bu sefer farklı olacağını aktarıyor: “Çifte bayram yaşatacak bize. Kader bizi bir noktada buluşturdu. Biz yıllarca okuması için dua ettik. Annem de bir enstrüman çalmasını istiyordu. Olimpiyatlarda keman çalacak, sevincimiz katlanarak arttı. Yatıyorum kalkıyorum hep o anı düşünüyorum. ‘Sen ne biçim babasın’ demesine de hazırlandım. Çünkü maddi manevi hiç bir şey yapamadık. Elimizdeki tek şey duaydı. Dualarımız kabul oldu. Allah onu Türklerle karşılaştırdı. Bu mucize gibi bir şey.”

8.Uluslarası Türkçe Olimpiyatları 2010

8.Uluslarası Türkçe Olimpiyatları Basına Tanıtıldı

İlk kez Medya buluşmasında gösterilen 8.Uluslararası Türkçe olimpiyatları için hazırlanan tanıtım fimi izleyenlerden tam not aldı.

TÜRKÇEDER Medya Koordinatörü Halit Soylu, WOW Otel'de düzenlen toplantı ile Türkçe Olimpiyatları hakkında basını bilgilendirdi. Olimpiyatların açılış törenine iş ve medya dünyasının önemli isimlerinin davet edileceğini belirten Soylu, "Dolmabahçe Sarayı'ndaki lansmanda 150 kadar öğrenci bir sahne performansı sergileyecekler. Aynı zamanda Dolmabahçe Sarayı'nda havai fişek gösterisi olacak. Bununla birlikte 8. Uluslararası Türkçe Olimpiyatları'na başlamış olacağız. Sonrasında çocuklar Ankara Kızılcahamam Asya Termal'de konaklayacaklar. Orda Türkiye'ye gelen 750 öğrencinin elemeleri yapılacak. Bu öğrenciler 10 bin öğrenci arasından kendi ülkelerinden seçilip gelmiş. Dereceye giren öğrencilere değişik yerlerde ödül töreni ile ödülleri takdim edilecek. 26 Mayıs Dolmabahçe açılışından sonra, 29-30 Mayıs tarihlerinde Ankara Altınpark'ta kültür şöleni olacak. Kültür şöleni 120 ayrı ülkeden gelen öğrenciler kendi kültürlerini, yemeklerini, kıyafetlerini tanıtacağı stantların olduğu Altınpark kültür şöleni gerçekleşecek." ifadelerini kullandı.

Türk kültürü ile alakalı oyunlarla çocuklara yarışma programı da düzenleyeceklerini ifade eden Soylu, "28 Mayıs günü bütün basın mensuplarını Kızılcahamam' a davet edeceğiz. Burada olimpiyata katılan bütün çocukları medyanın görme fırsatı olacak. Bursa'da 31 Mayıs günü halk oyunları finali olacak. Bursa buna çok iyi hazırlanmış. Her tarafta Türkçe Olimpiyatları'nın afişleri, balonları bulunuyor. Yerel kanallar canlı yayın yapacak. 1 Haziran'da şarkı finali Ataköy Sinan Erdem Spor Salonu'nda gerçekleşecek. Şarkı finalinde geçen yıl Oktay Kaynarca, Ebru Gündeş, Fatih Kısaparmak gibi juri üyeleri vardı. Bu yıl yine çok renkli juri üyeleri olacak. Ali Taran da juri üyesi olacak. Ali Taran da olimpiyatların reklam filmini çekiyor. 3 Haziran'da Konya'da şiir finali gerçekleşecek. Bursa ve Konya, İstanbul ve Ankara dışında 10 büyükşehirde daha etkinlikler olacak."

Türkçe Olimpiyatları'nın ödül töreni programına geçen yıl Başbakan Erdoğan'ın katıldığını hatırlatan Soylu, bu yıl da Başbakan Erdoğan ve Cumhurbaşkanı Gül'e resmi davetlerin yapıldığını belirtti. Ödül töreninin 5 Haziran'da Ankara'da Arena Spor Salonu'nda yapılacağını ifade eden Soylu, "Ödül töreni programı haricinde diğer 10 il için 60 kişilik bir turne grubu oluşturuldu. Bu turne grubu bu şehirlerde etkinlik yapacak. 5 Haziran'daki ödül töreninden sonra 8 Haziran'da bütün öğrencilerle birlikte olabileceğimiz bir boğaz turu yapmayı planlıyoruz. Oraya da basın mensuplarımızı davet edeceğiz. 9 Haziran'da yine İstanbul'da Sinan Erdem Spor Salonu'nda bir program olacak" diye konuştu.

Türkçe Olimpiyatları Dergisi

2003 yılından bu yana gerçekleştirilen Uluslararası Türkçe Olimpiyatları ‘nın da artık yayınlanan bir dergisi var.

Türkçe Olimpiyatları adıyla ilki bu yıl yayınlanan dergi 123 sayfadan oluşuyor. Türkiye’de bir milyon adet basılacak olan derginin ilk sayısında Türkiye’nin tanınmış yüzleri ile yapılmış birçok ropörtaj yer alıyor.

TBMM Millî Eğitim Komisyonu Başkanı Prof.Dr. Mehmet Sağlam, Türk Dil Kurumu Başkanı Prof. Dr. Şükrü Haluk Akalın, sanatçılar Fatih Kısaparmak, Serdar Ortaç, Deniz Arcak, Oktay Kaynarca, ünlü Ana Haber Bülteni Sunucusu Mehmet Ali Birand, Türk futbolunun efsane oyuncularından Hakan Şükür’ün röportajlarının yayınlandığı dergide ünlü tarihçi Prof.Dr. Kemal Karpat, Prof. Dr. Naci Bostancı , Ahmet Turan Alkan, Dr. M.Ali Kılıçbay ‘ın makaleleri de yer alıyor.

8.Uluslarası Türkçe Olimpiyatları 2010